Ana içeriğe atla

İsmail Beşikci: Türkiye'de sosyal bilimler askeri darbeleri tetikleyicisinin Kürt sorunu olduğunu açıklayamıyor

Türkiye

Türkiye'de üniversitelerden ihraç edilen akademisyenlerin kurduğu Ankara Dayanışma Akademisi'nin, 2017-2018 akademik yılı açılışı sosyolog İsmail Beşikçi'nin dersiyle başladı. Akademi ve yargı ilişkisine dair konuşan Beşikçi, Türkiye'deki tüm darbelerin tetikleyicisinin Kürt sorunu olduğunu ancak sosyal bilimlerin bunu konu edinmediğini söyledi.

Akademik yılın açılışını yapan İsmail Beşikci'nin konuşmasının bir kısmı:

"Türkiye’de üniversitenin gelişmesinde üniversite özerkliğinin kavranmasında temel bağlantı Kürt sorunudur. 1961 Anayasası 120’nci maddesinde ‘üniversite bilimsel ve idari özgürlüğe sahiptir’ diyor. 1960-1970 arasında Kürdistan’da bilinç gelişmektedir. Devletin niyeti Kürt taleplerini karşılamak değildir, bastırmaktır.

12 Mart Muhtırasının verilmesinin temel nedeni de Kürt sorununu bastırmaktır. 1971 Anayasa değişikliğinde ‘üniversite devletin denetimi ve gözetimi altındadır’ diyor. Yani resmi ideolojinin denetimi altındadır. Bir diğer değişiklik ‘devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü’ kavramı ortaya atılıyor. Bu da devletin ileri sürdüğü talepleri kabul etmek değil bastırmak olarak kurgulanıyor.

Askeri darbelerin tetikleyicisi Kürt sorunudur

1970-1980 arasında Kürtlerde gelişme yükselerek sürüyor. 1978-79 yıllarında kanatlı jandarma tatbikatları Kürt illerinde yapılıyordu. Bu 12 Eylül darbesine bir hazırlıktır. Türkiye’deki askeri darbelerin hepsinin tetikleyicisi Kürt sorunudur. Bilim hiç bunu açıklamadı. Hükümetin bozulan kamu düzenini tesis edememesini gerekçe gösterdiler. Öyle değil. Esas tetiklediği Kürt sorunudur.

1981’de YÖK geldi ve özerkliği tümüyle ortadan kaldırdı. Eğer gerçek anlamda üniversite olsaydı darbe falan olmazdı. YÖK de olmazdı. Türkiye’de yargının ve üniversitenin bir konuda çok sıkı işbirliği var. Siz Kürtlerle ilgili bir açıklama yaptığınızda idari ve cezai yaptırımlarla karşılaşıyordunuz. Kürtlerden dolayı bir yazı ve kitap kaleme alındığında soruşturma açılıyordu. O davada yargı onu bilirkişi denen kuruma gönderiyordu. Bilirkişi de üniversitelerin bölümlerinde çalışan hocalardı.

Profesör bir kitabı suç unsuru var diye okuyorsa

Bilirkişiye diyor ki ‘Siz bu yazıyı okuyun, bir suç var mı tespit edip rapor yazın davayı yürütelim’. Bu bilirkişi içinde suç var mı yok mu diye okuyor. Mahkeme de bu rapora göre karar veriyor. Bir profesör bir yazıyı istediği kadar eleştirebilir ama bir yazıyı, kitabı içinde suç var mı yok mu diye okuyorsa burada bilimin kırıntısı bile yoktur. 50 ve 60’lı yıllarda bu bilirkişiler çok kurumsaldı. Bilimi ortadan kaldıran bir süreçti. Üniversitelerin bu meseleden dolayı çok sert eleştirilmesi lazım. Düşüncede suç arayarak bilim olur mu?

Rum ve Ermeni malları

Kürtler konusunda, Ermeniler konusunda bir şey söyleyebiliyor musun? Türkiye’deki büyük burjuvazinin zenginliğinin kaynağı Rum ve Ermeni mallarıdır. Üniversiteden hocalar ekonomi kitapları yazıları yazıyor. O yazılarda Osmanlı ekonomi düzenini, o bitince Cumhuriyet dönemini anlatıyor. Ermeni ve Rumlardan kalan mallar ne oldu? Böyle bir soru yok. Halbuki bu olması gerekir. Sen akademik özgürlüğe sahipsin ama bunları inceleyemiyorsun."

Kaynak
Gazeteduvar

Yeni yorum ekle